Emre Albayrak yazdı: Yozlaşmanın Panzehiri: Bizim Yunus

Yunus Emre, XIII. ve XIV. Yüzyıl Anadolu'sunun virane topraklarında dolaşan bir derviş değil sadece; ''her dem yeni dirlikte'' kalarak yozlaşmış düzene meydan okuyan en güçlü manevi kalelerimizdendir.

Bir derviş yedi asır öncesinden bugüne ışık tutabilir mi? Bu yazımızda TRT'nin ''Yunus Emre: Aşkın Yolculuğu'' dizisinden bahsedeceğiz. Emperyalizmin hortlattığı ''Yeni Ortaçağ''a ve onun körüklediği siyasi, toplumsal ve kültürel yozlaşmaya; yine Orta Çağ'ın en büyük bilgelerinden ''Bizim Yunus''la cevap vereceğiz.

'

Rivayet odur ki; Nallıhan'a kadı olan Yunus, orada hayatını değiştirecek olan Tapduk Emre'yle tanışır. İdealist bir kadı olarak vereceği keskin hükümlerle toplumdaki kargaşaya son vereceğini ümit etmektedir. Ancak önünde bir engel bulunmaktadır. Tapduk Emre, 'Adalet suçu suçluyu değil, sonuna kadar masumiyeti aramaktır' sözleriyle Yunus'a adeta ders vermektedir. Çünkü Yunus, görünenle gerçek arasındaki farkı henüz kavrayacak olgunlukta değildir. Her işi doğru yaptığından emindir. Görev aşkıyla yanıp tutuşur ama diğer tarafta benliği ağır basmaktadır. İşi Tapduk Emre'yi tutuklamaya kadar götürür. Ancak öyle olaylarla karşılaşır ve hatalar yaptığını anlar ki, en sonunda kadılıktan istifa edip Tapduk'un izinde yürümeye karar verir. Ve derviş Yunus'un nefsiyle imtihanı bir serüvenle anlatılmaya devam edilir. Diziyi bu kadar anlatmakla yetinelim. Şimdi Yunus'tan aldığımız ilhamla, onu XXI. Yüzyılın penceresinden yeniden değerlendirelim.

Modern çağın temel açmazlarından biri, siyasetin koltuk ve menfaat yarışına dönüşmesi, toplumsal hayatın ise gösteriş (tüketim kültürü) üzerine kurulmasıdır. O, saltanat sahiplerine şu mısralarla seslenir: Gitti beyler mürveti / Binmişler birer atı / Yediği yoksul eti / İçtiği kan olısar'. Dizide sadece iktidar sahiplerine değil, iktidara aday olanlara da gönderme yapılmaktadır: 'Hırslının yüreğinde zulüm pusu kurar; kuvvetlenince bunu açığa vurur, zayıfken içinde uyutur'. Karun değil Harun olmak gerektiğinden bahsedilir. Ve geleceğe bir çağrı yapılır: 'Bölüşürsek tok oluruz, bölünürsek yok oluruz'.

şık felsefesi bir bakıma siyaset felsefesidir. ''Usülsüz vusül olmaz'' deyimi, halkı kandırmaktan başka işe yaramayan hedefsiz popülist politikalardan kurtulmak gerektiğini görmemiz için yeterli değil mi? 'İşi bilen yapıcısı, bilmeyen hocası olur' sözü, günümüzün bol nutuk atan başarısız siyasetçilerini bizlere hatırlatmıyor mu? 'Siyaset uygun kişiyi seçmektir. Seçmek sınamakla olur' derken altı çizilen liyakat meselesi, bugünün de en önemli sorunlarından biri değil mi? Yunus'tan üç asır önce yaşamış olan Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig'de ''Akıl gerek seçmeye kişiyi / Bilgi gerek yapmaya işini'' demiyor muydu?

Günümüz toplumsal yapısına baktığımızda yabancılaşmanın izlerini her yerde görüyoruz. Modern insan, yaptığı işin kalitesinden çok, o işin ne kadar görüldüğüyle ilgileniyor. Sosyal medya, insanın kendi gerçekliğiyle olan bağını koparan, adeta ''kendine övgünün'' mekanı haline getirilen bir aynaya dönüştü. Dikkat edilirse, gerek gerçek hayatta gerek sosyal medyada eleştiri ve linç kültürü hüküm sürmektedir, ancak özeleştiri kültürü dışlanmaktadır. Yedi asır önceden ne diyor Türkmen kocası Tapduk: 'Kendine bir ayna bul; kusuru kendinde ara. Aynanın ne kabahati var bre gafil?'

'Bilen söylemez, söyleyen bilmez' ve 'Sözün çoğu aptala denir' uyarıları, günümüzün bilgiç ama bilgisiz, çok konuşan ama az söyleyen diline muazzam bir eleştiri… 'Ha atıl bir akıl, ha bizim merkep efendinin heybesi… Ne farkı var kitapları hangisine doldursak? Kullanılmayan bilgi eşek yüküdür. Bilmek tatbik iledir' sözleri, bilmekle yapmanın arasındaki farkı ortaya koymaktadır. Tapduk Emre'nin Yunus'a nefsiyle mücadele etmesi için ''ben bilmem'' zikrini öğütlemesi, insanın kendi kibriyle mücadele edebilmesi açısından ziyadesiyle anlamlı bir örnektir.

Günümüzde zaman ve mekan sınırlarından kurtulan kapitalizmin dizginlerinin çözüldüğünü görüyoruz. Marx'ın kapitalizmin yabancılaştırıcı etkisini tasvir ederken vurguladığı gibi ''insanın insanlıktan çıktığı'' bir süreci yaşıyoruz. Ancak, Yunus Emre'de simgeleşen binlerce yıllık insancıllık kültürünün yeniden dirildiğine de şahit oluyoruz. Dünyanın dört bir yanında ABD ve İsrail saldırganlığına direnen halklar, önünde sonunda iyinin kötüye galebe çaldığını bize ispatlamaktadır.

Türkçe'yi dirilten Yunus'un arı duru dili, bugün yaşanan kimlik erozyonuna çareyi göstermektedir. Onun sayesinde güzel Türkçemizin derinliklerini keşfetme olanağı buluyoruz. Halkın diliyle en derin hakikatleri anlaşılır hale getiren Yunus, bugün anlamsızlaşan kelimelerimizden kurtulma fırsatını bizlere sunmaktadır.

İyiyle kötünün iç içe geçtiğini sadece Yunus'ta görmüyoruz. XX. Yüzyılın Yunus'u olan Nazım Hikmet'in ''İvan İvanoviç var mıydı yok muydu' adlı tiyatro oyununda işçi lideri Petrof'un bir yanı onun egosunu şişiren İvan İvanoviç idi. İvan İvanoviç, giderek bürokratlaşan Sovyetler Birliği yöneticilerinin halktan koptuğunu gösteren bir hiciv gösterisiydi.

İbn Fadlan'ın seyahatnamesine baktığımızda İdil Bulgarları'nın yenilik öneren zeki insanları ''Tanrı'ya daha iyi hizmet etsinler diye'' ağaca astıklarını okuyoruz. Yunus Emre araştırmacılarından Cahit Öztelli'nin edindiği bilgiler doğrultusunda, Yunus'un siyasi olaylara karıştığını ve sonucunda idam edildiğini doğru kabul edersek onun da zeki bir İdil Bulgarı olduğunu kabul edebiliriz.

Sonuç itibariyle gerçek yolculuk, insanın nefsiyle hesaplaşmasıdır. Dizinin 'Ne ararsan tekkede, Mekke'de arama, içinde ara' çağrısı en köklü çözümü sunuyor… Dışarıda aradığımız kurtuluşu içimizdeki dönüşümle başlatmalıyız. Ancak o zaman 'yola çıkıp varan' olabiliriz. Yunus; zayıf bulunca zulmeden, büyük görünce dalkavukluk eden, arkadaşının sırtına basan köşe dönmecileri ve makam fetişizmi peşinde koşan ''ben oldumcuları'' mahkûm etmektedir. O, emperyalist sistemin dayattığı tüketim, rekabet ve yabancılaşma kültürüne karşı aşk, hoşgörü ve gönül erliği felsefesi ile güçlü bir alternatif sunmaktadır. ''Bizim Yunus'' yüzlerce yıl öteden uzattığı eli tutmamızı ve aşkın yolculuğunda bir adım daha atmamızı beklemektedir.'

Bakmadan Geçme