Nefis Kötülüğü Emreder - Ramazan Karaca

Nefis Kötülüğü Emreder



     Hayatımızı devam ettirirken önem verdiğimiz konuların başında sağlığımız ve eğitimimiz konusu gelir. Toplumsal hayatımızı devam ettirirken de insanların birbirleriyle ve çevreyle ilişkileri açısından da önem verilmesi gereken olgular vardır. Bu fani dünyada her birimiz yaptıklarıyla ilgili olarak da bir imtihan içerisindeyiz. Geçtiğimiz Cuma hutbelerinden biri de işte bu çok önemli konuyla ilgiliydi. 
     Hutbede öncelikle insanların nefisleriyle ilgili, yani iyi ve kötünün mücadelesi konusuna şöyle bir başlangıç yapılmıştı: “ Varlık âleminin en nadide üyesi, vahye muhatap olan insanoğludur. Yeryüzünün en şerefli varlığı olmak, nimetin yanı sıra imtihanı da beraberinde getirir. İnsan kimi zaman korkuyla, açlıkla, canıyla ve evladıyla, kimi zaman da varlıkla, servetle, makam ve mevki ile imtihan olur. En büyük imtihanlardan birisi de insanın nefsiyle mücadelesidir. Nefis; kulun içindeki olumsuz duyguların, meşru olmayan isteklerin, kötü huy ve fiillerin kaynağıdır. Kur’an-ı Kerim’de, Hz. Yusuf’un dilinden nefsin bu özelliği şöyle anlatılır: “Yine de ben nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis, Rabbimin acıyıp koruması dışında, daima kötülüğü emreder; şüphesiz Rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir.”
     Bu cümleden anladığımız nefsimizin bize sürekli kötülüğü emretmesi gerçeğidir. Bu konuda en büyük imtihanı vermiş bir peygamber bile mücadelesinin daima devam edeceğini açıklıyor. O halde bizler nasıl bir girdabın içinde olduğumuzu unutmamalıyız diye düşünüyorum. Böylesi toplumsal ilişkilerin en güzel şekilde yürütülmesini amaçlayan hutbelerin çok iyi analiz edilmesi düşüncesindeyim. 
     Bu anlamlı hutbede anlatılanlara devam edelim… “Cenâb-ı Hak insanı en güzel şekilde yaratmış, onu selim bir akıl, sağlam bir irade ve engin bir gönül ile donatmıştır. Doğruyu yanlıştan ayırt etmesi için ona Kur’an’ı ve peygamberlerin örnekliğini bahşetmiştir. Verdiği nimetleri gereği gibi kullanmasını ve nefsinin sınır tanımayan istekleriyle mücadele etmesini emretmiştir. Tercihlerini doğrudan yana yapan, iradesine sahip olan, nefsine dur diyebilen, günahlarından arınıp kendini ıslah eden kişi, kurtuluşa erer. Nefsinin isteklerine boyun eğen, hevesinin esiri olan, aklını kullanarak arzularını kontrol edemeyen ise hüsrana uğrar.”
     Şu yukarıdaki cümleleri özümseyerek dikkate almamız halinde birçok meselenin nasıl halledilmiş olabileceğini ve yanlışlara düşülmeyeceğini bilmem yazmaya gerek var mı?
     Bütün bunlara uymayanların nasıl bir kötülüğe bulaşacakları da hepimizin bildiği bir şekilde yine şu şekilde anlatıldı: ”İnsanlık tarihi, nefsine uyup kendini ve yaşadığı toplumu felakete sürükleyen nice örneklerle doludur. Hz. Âdem’in çocuklarından biri olan Kâbil, hırsına, hasedine yani nefsine uymuş ve kardeşi Hâbil’i öldürmüştür. Hz. Yakub’un oğulları, nefislerinin esiri olmuş, kıskançlıkları yüzünden kardeşleri Hz. Yusuf’u kuyuya atmıştır. Firavunlar, Nemrutlar, Karunlar, Ebu Cehiller hep nefislerinin peşinden koşmuş, vahyin rehberliğine sırtlarını dönmüş, kimi tahtına, kimi gücüne, kimi servetine, kimi de benliğine güvenmiş, hem dünyada zelil hem de ahirette azaba uğramışlardır.”
     Hutbe hepimizin kulağımıza küpe olması gereken Peygamberimizin şu duasıyla bitmişti: “Allah’ım! Nefsime takvayı ver. Nefsimi arındır; onu en iyi arındıracak olan sensin. Onu koruyan da onun sahibi de sensin. Allah’ım! faydasız ilimden, huşu duymayan kalpten, doymak bilmeyen nefisten ve kabul edilmeyen duadan sana sığınırım.” Amin…

[email protected]

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
01Şub

Acil’de Aciller Olmalı

01Şub

Dikkat!  Acele  Kan Aranıyor…

25Oca
25Oca

Rasmus Denen Şerefsiz

16Oca