Ben Mimar Sinan - Ramazan Karaca

Ben Mimar Sinan


Cumartesi akşamı Hasan Can Kültür Merkezi'nde sahnelenen “Ben Mimar Sinan” oyununu izledikten sonra kısa bir paylaşım yapmıştım. Ama o akşam bize yaşatılan müthiş oyunu birkaç satır ile geçiştirmek haksızlık olacaktı. İlk defa tiyatro izleyen birisi değilim elbette, böyle bir oyunun, her anlamda bu kadar yüksek düzeyde başarılı bir şekilde ortaya konması bizi olağanüstü etkiledi, zaman zaman tüylerimiz diken diken oldu; onun için köşeme de taşımak istedim…

Öncelikle oyundan, oyunun iyi seçilmiş olmasından, dekorundan, ışığından, sesinden ve bütün bunların mükemmel senkronizasyonundan bahsetmek istiyorum.

BAYŞAD’ta otururken Onur Ayan, Mehmet Bülend Sağlam’ı sakal uzatmış olarak görünce aklına geliyor ve ilk kıvılcım orada atılıyor. 6 aylık bir sürede de oyun sahneye konuyor.

Şimdi tabi ki Onur Ayan kardeşimizden başlayalım istiyorum. Kendisi bu işin eğitimini İstanbul’da aldıktan ve orada bir süre devam eden oyunculuk serüveninden sonra Balıkesir’e geldiğinde tanışmıştık. Balıkesir Sanat Merkezini kurmuş ve mesleğiyle ilgili olarak, bizim bu anlamda kadük kalmış şehrimizde kendi imkanlarıyla bir çaba içine girmişti. Aynı zamanda ailesiyle birlikte dershane ve okul işleri de yapıyordu.

Sonra nasıl olduysa oldu; birden kendini siyasette gördük. Tabi nevi şahsına münhasır bir kişi olduğu için sivrildi ve siyasetin o kendine has yıpratıcı aşamalarından sonra da kesin bir kararla bıraktı. Bir gün bir duydum ki; Altıeylül Belediyesi Kültür ve Sanat Koordinatörü görevi kendisine verilmiş. “ İşte bu” dedim; “senin işin bu”…

Siyasete başladığında, bu işin çok zor olduğunu herkese göre olmadığını ve işinin tiyatro olduğunu söylemiştim kendisine; bırakınca da üstteki cümleyi kurdum.

Bunu zaten o göreve geldikten sonra yaptığı sayısız etkinlikte göstermişti. Burada elbette ki Hasan Avcı’yı da takdir etmemek mümkün değil. Çünkü siyaseti çok hareketli ve ayrı bir partide yapan bir kişiyi her türlü olası eleştiriyi göze alarak oraya getirmişti. Ama aslında yapılması gereken o değil miydi; her işe o işin ehlinin verilmesi...

İşte bu oyun böyle gelişti. Gelelim Mehmet Bülend Sağlam’a ve ortaya koyduğu; profesyonellere taş çıkartan oyununa… Bir kere kırk yıllık tiyatrocular kadar rahat olduğunu gördüm. Sahne, mikrofon, izleyiciler o ambiyans insanın adını bile unutturur. Tabii ki birden olmamış ama o soğukkanlılık insanın kendisinden gelir. Oyun sonrası kısa bir söyleşi yaptığımızda da belirtmiştim; metin, yüzlerce sayının da yer aldığı ve tek kişilik olduğu için sürekli kendisinin konuştuğu bir içerikteydi. Bir de yaş 64 demişti, kolay değil yani. Kendisini bir kez daha canı gönülden kutluyorum.

Tamamen Balıkesirlilerden oluşan bir ekip diye belirtmiştim kısa paylaşımda. Bu da şu açıdan önemli: mükemmel bir dekor, hiç kusursuz bir ses ve uyumu, bu oyunu böylesine anlamlı kılan unsurlardan olan ışık. Bütün bunların bileşkesinden ortaya çıkan bir oyun.

Oyundan sonra Ramazan Aydın, Onur kardeşimize şu cümleleri özellikle vurguladı: “Kardeşim tebrik ederim, bir kusur bulamadım. Ben yıllarca birçok oyun izlemiş birisi olarak söylüyorum; bir kusur bulmam için oyunu bir daha izlemem gerekiyor”

İşte özet bu… Şimdi bir hakkı daha teslim edelim; bu oyunun bu kadar mükemmel olmasının ardında birçok kişinin elbette emeği var ama böyle bir salon, Hasan Can Kültür Merkezi gibi bir yer olması kuşkusuz en başında gelen faktörlerden birisidir. Burada Başkan Avcı’nın bu konudaki gayretlerini de takdir etmek gerekir.

Son söz; cumartesi ve pazar günü gidenler bu oyunu izledi ama dekor işi her ne kadar zor olsa da mutlaka geniş kitlelere izlettirilmeli. Nedenini önce de söyledim; bu oyun anlatılmaz izlenir. Tabii milli ve manevi duyguları birazcık da olsa kabarık olanlara ve dünyada eşi olmayan Koca Sinan’a, mimarlığına hakkını vereceklere bu sözlerim. Hepinizin emeğine, sesine ve nefesine sağlık.

[email protected]

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
01Şub

Acil’de Aciller Olmalı

01Şub

Dikkat!  Acele  Kan Aranıyor…

25Oca
25Oca

Rasmus Denen Şerefsiz

16Oca